ziyaretçiler:612
görüşler:0

3 Zilhicce, Hicri 1430

İslam İnkılâbı Önderi
Ayetullah Uzma Hamenei'nin Hac Mesajı
 
1430- 2009
 
Rahman ve Rahim Olan Allah’ın Adıyla
Hac mevsimi, manevi çabanın baharı, evrenin ufuklarında tevhidin tecellisidir. Hac ibadeti, hacı adayını günah ve gafletin kirlerinden arındırır, ilahi fıtrat nurunu onlara geri çevirir. Böbürlenme, kibir ve ayrılık elbisesini çıkarmak ve tek renkli ihram elbisesini giyinmek, İslam ümmetinin birliğinin simgesi ve dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar onları birlik ve beraberliğe yönlendiren sembolik bir emir konumundadır. Haccın mesajının bir yanı “İlahınız, tek ilahtır; öyleyse O'na teslim olun. İtaat ederek kalpleri güvene kavuşanları müjdele!” (Hac: 34) olmakla birlikte diğer yanı ise şudur; “Yerlisi ile göçebeyi eşit hakka sahip kıldığımız O Mescidu’l-Haram.” (Hac: 25). Bu yüzden Ka’be, tevhit kelimesini temsil etmenin yanı sıra, tevhid-i kelime (sözbirliği), kardeşlik ve İslami eşitliğin de simgesidir.
Dünya’nın dört bir yanından Ka’be’yi tavaf etmek ve Peygamber’in haremini ziyaret etmek özlemi ile bir araya gelen Müslümanlar, bu fırsattan kendi aralarındaki kardeşlik bağlarını pekiştirmek ve büyük İslam ümmetinin dertlerine çare aramak için yararlansınlar. 
Bugün İslam dünyasının düşmanlarının kirli ellerinin, eskiden daha çok Müslümanlar arasında tefrika yaratmak için çalıştığını açıkça görmekteyiz. Oysaki İslam dünyası geçmişten daha çok bugün birlik ve beraberliğe muhtaçtır. Bugün düşmanların kanlı pençesi İslam topraklarının her köşe ve bucağında facia çıkarmak için uğraşıyor. Filistin, Siyonist habislerinin sultasında gittikçe artan acılar ve ıstıraplarla karşı karşıyadır. Mescidu’l-Aksa büyük bir tehlikeye maruz kalmış bulunuyor. Gazze’nin mazlum halkı benzeri görülmemiş soykırıma uğradıktan sonra, yine en zor şartlar altında yaşıyorlar. Afganistan, İşgalcilerin çizmeleri altında her gün yeni bir musibete duçar olmaktadır. Irak’ta güvensizlik halkın asayiş ve huzurunu kaybetmelerine yol açmıştır. Yemen’de kardeşlerin birbirlerini katletmeleri İslam ümmetinin bağrında yeni yaralar açmıştır. 
Dünyanın her yerindeki Müslümanlar, son yıllarda Irak, Afganistan ve Pakistan’da meydana gelen fitnelerin, savaşların, çatışmaların, terör ve kör kıyımların nasıl ve nerede planlandığı konusu üzerinde düşünmelidirler. Niçin ABD önderliğindeki tahakkümcü ve zorba Batı ordularının bu bölgeye girmelerinden önce, milletler bu tür belalara duçar değildiler? İşgalciler bir yandan Filistin’de, Lübnan’da ve diğer yerlerdeki milletlerin direnişini simgeleyen hareketleri terörist hareketler olarak ilan ederlerken, diğer yandan mezhebi veya ırkçı etkenlere dayanan terörizmi, bölge milletleri arasında planlayıp yönetmektedirler. Ortadoğu bölgesi ve Kuzey Afrika uzun bir süre, yani bir asırdan daha fazla bir dönem boyunca İngiliz, Fransa ve diğerleri, sonunda da Amerika tarafından sömürülmüş işgal ve tahkir edilmiştir. Tabii kaynakları yağmalanmış, halklarının hürriyet istemi bastırılmış ve milletleri mütecaviz yabancıların ihtirasının tutsağı olmuştur. İslami uyanış ve milletlerin direniş hareketleri, bu durumun devam etmesini uluslararası zorbalar için imkânsız kıldıktan ve Allah yolunda şahadet eşsiz bir etken olarak İslami cihat sahasında ortaya çıktıktan sonra, infiale duçar olan mütecavizler aldatmaya dayanan yöntemlere yöneldiler. Eski yöntemlerin yerine yeni sömürgecilik sistemini uygulamaya başladılar. Ancak bu gün çeşitli maskelere bürünen sömürgeciler, İslam’ı dize getirmek için bütün güçlerini seferber etmiş durumdalar. Askeri güçten yararlanmak, tehdit, apaçık işgalcilik, şeytani propaganda ağlarını kullanmak, yalan ve şayia çıkarma üstleri oluşturmak, terör örgütleri tertiplemek, ahlaki bozuklukları yaymak, uyuşturucu maddeleri pazarlamak, gençlerin ahlakını tahrip ederek azimlerini kırmak, direniş merkezlerine her yönlü siyasi saldırı, kavmiyetçi hisleri, fırkasal taassupları kabartmak ve kardeşler arasında düşmanlık icat etmek onların bu yolda başvurdukları yeni yöntemler arasındadır. 
Eğer Müslüman milletler, İslami fırkalar ve Müslüman kavimler arasında birbirlerine karşı düşmanlarının isteği olan kötümserlik ve uzaklık yerine sevgi, iyi niyet ve yakınlık oluşursa, düşmanların uygulamaya çalıştıkları komplo ve düzenlerin büyük bir bölümünün önü alınır ve onların İslam ümmetine musallat olma yönündeki kirli planları etkisiz kalır. 
Hac bu yüce hedefe ulaşmak için en büyük fırsatlardan biridir. 
Müslümanlar Kur’an ve sünnetin dile getirdiği ortak ilkelere dayanarak, çeşitli renklere bürünen düşmana karşı direnmek ve onu kendi irade ve imanlarına karşı yenik düşürmek zorundadırlar. İslami İran, İmam Humeyni’nin derslerine uyarak bu tür başarılı direnişin belirgin bir örneğini sergilemiştir. Düşmanlar İran’da yenilgiye uğramışlardır. Otuz yıllık oyun ve komplolar, İnkılab’ın ilk yıllarında giriştikleri askeri darbe, İslam İnkılabına empoze ettikleri sekiz yıllık savaş, İran’ın mal varlıklarına el konulması, iktisadi ambargo, psikolojik, propaganda ve medya savaşı, İran’ın bilim ve yeni teknolojide ilerlemesini, özellikle nükleer bilimi elde etmesini engelleme çabaları, hatta Amerika’nın son yapılan ihtişamlı seçimden sonra olaylara müdahale etmesi, düşmanın yenilgiye uğrayıp şaşkınlığını sergileyen birer sahneye dönüştü. Böylece İran halkı “Gerçekten şeytanın tuzağı zayıftır.” ayetinin tecellisine şahit oldu. Azim ve iman sayesinde meydana gelen direnişin, halkın iddiacı müstekbirlerin karşılarına dikilmelerine sebep olduğu her yerde, zafer müminlerin, yenilgi ise zalimlerin kesin takdiri durumuna dönüşmüştür. Lübnan’da meydana gelen 33 günlük aşikâr zafer ve Gazze’de son üç yılda cereyan eden şanlı cihat, bu gerçeği ispatlayan somut delil-lerdir. 
Benim saadet ehli olan değerli hacılara, özellikle İslam ülkelerinin hatiplerine ve Haremeyn-i Şerifeyn’in hatiplerine vurguyla tavsiyem şu ki; meseleyi doğru şekilde idrak ederek bugünkü acil görevlerinin bilincinde olup bütün güçleriyle İslam düşmanlarının komplosunun önüne geçsinler, halkı kaynaşma ve birliğe çağırsınlar, Müslümanların birbirlerine kötümserliğine yol açacak her türlü tutumdan ciddiyetle uzak dursunlar, içlerinde ne kadar coşku ve feryat varsa onu İslam düşmanlarına ve müstekbirlere karşı, özellikle fitnelerin başı olan Siyonizm ve Amerika’ya karşı kullansınlar, müşriklerden beraat etmeyi söz ve amelde açıkça ortaya koysunlar. 
Yüce Allah’a yalvararak kendim ve hepiniz için hidayet, tevfik,  yardım ve merhamet dilerim. 
Vesslemu Aleykum 
Seyyid Ali Huseyni Hamenei 
3 Zilhicce 1430