ziyaretçiler:655
görüşler:0

4 Zilhicce, Hicri 1429

Rahman ve Rahim Olan Allah’ın Adıyla
Vahyin iniş yeri olan mukaddes belde, yine müminlerden kalabalık bir topluluğu, yıllık ziyafeti için bir araya toplamıştır. Dünyanın her bölgesinden gelmiş coşkulu yürekler, hac amellerini yerine getirmek için İslam’ın ve Kur’an’ın doğuş yerleri olan bu mekânlarda bir araya gelmiş bulunuyorlar. Bu ameller, İslam ve Kur’an’ın insanlığa sunduğu ebedi derslerin bir şemasını ortaya koyar¬¬ ve aynı zamanda bu derslerin nasıl hayata geçirilebileceğini de simgeler. 
Bu büyük dersin hedefi insanın ebedi kurtuluşu ve mutluluğudur. Bunun tek yolu ise şirkten, ahlaki bozukluklardan ve sapkın heveslerden arınmış, kalbiyle ve davranışlarıyla yalnız Allah’a kul olan salih bireylerin oluşması; canlılık ve ilerlemeyi sağlayan adalet, özgürlük, iman, hareket ve coşku unsurlarıyla kurulmuş salih toplumun meydana gelmesidir.
Hac farizası bu bireysel ve toplumsal eğitim için gerekli olan tüm temel öğeleri kendi bünyesinde barındırmaktadır. Bir çok maddi zevki bir kenara bırakıp özel kimlik göstergelerinden uzaklaşma, tevhidin bir simgesi olan Kabe’nin etrafında tavaf etmek, putkıran İbrahim’in makamında namaz kılmak, Safa ile Merve arasında koşuşmak, Arafat çölünde her renk ve milletten gelen müvahhitler arasında vakfe yapmak, Müzdelife’de bir geceyi yakarış ve yalvarışla geçirmek; o büyük kalabalığın içerisinde yer almakla birlikte tek başına Allah’la üns bulmak, daha sonra Mina’ya gidip şeytan simgelerini taşlamak, kurbanlık sunmak, sonra o kurban etlerini fakirlere ve mümin kardeşlerine ikram etmek; evet, bütün bunlar bir ilahi eğitim, alıştırma ve anımsatmadır.
Bu kâmil ameller dizisi bir yandan ihlâslı olmayı ve maddi uğraşılardan uzaklaşmayı diğer yandan hedef uğruna çaba ve direniş göstermeyi; bir yandan Allah’a yönelmeyi diğer yandan birlik beraberlik içinde halkla ayni renge bürünmeyi; bir yandan kalp ve ruh temizliğine önem vermeyi diğer yandan İslam ümmetiyle uyum sağlamayı; bir yandan Hakk’a karşı huşu içinde olmayı diğer yandan batıla karşı tavizsiz olmayı kısacası bir yandan ahirete yönelişi diğer yandan dünyayı güzelleştirmek azmini taşımayı içinde barındırmakta ve bunları bir bütün olarak öğretip alıştırmaktadır. 
“Onlardan bazısı da, "Rabbimiz bize dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik ver ve bizi cehennemin azabından koru." derler.” (el-Bakara: 201)
Böylece hac amelleri insan toplumlarının ayakta durmasını ve hayatını korumasını sağlamakta ve insanlar için çeşitli yararlar içermektedir. 
“Allah, Beytu'l-Haram (Saygın Ev) olan Kâbe'yi, haram ayı, alametsiz kurbanlıkları ve alametli kurbanlıkları, insanların işlerinin doğrulmasına vesile kıldı.” (el-Maide: 97)
"Kendilerine ait yararlara şahit olsunlar ve belirli günlerde, Allah'ın kendilerine rızk olarak verdiği (kurbanlık) hayvanlar üzerine O'nun ismini ansınlar diye.” (el-Hac: 28)
Bugün değişik ülke ve ırklara mensup müslümanlar her zamankinden daha fazla bu büyük farizaya önem verip bu ibadetten faydalanmalıdırlar. Çünkü bugün İslam’ın, müslüman fert ve toplum için çizmiş olduğu hedeflere ulaşma ufku her zamankinden daha aydınlık ve daha ümit vericidir.    
İslam ümmeti son iki asır boyunca Batı’nın materyalist uygarlığı karşısında hep yenilgilere maruz kalmış ve sağ veya sol düşünceye sahip inkârcı ekollere mağlup duruma düşmüşse de, Hicri 15. asırda artık hezimet ve çöküş halinde olan Batı’nin siyasi ve ekonomik ekolleridir. Müslümanların uyanışı ve kendi kimliklerini bulmaları ve tevhit düşüncesinin, adalet ve maneviyat mantığının canlılık kazanması sayesinde İslam yeni bir açılım ve yüceliş dönemini başlatmış bulunmaktadır. 
Yakın geçmişe kadar ümitsizlik ve karamsarlığa duçar olan ve Batı uygarlığının saldırısı karşısında yalnız İslam değil bütün manevi ve dinî akım ve eğilimleri yok olmaya mahkûm bilenler artık bugün İslam’ın yeniden yücelişini, Kur’an’ın tekrar hayat kazanışını ve İslam düşmanlarının tedrici olarak zayıflamalarını ve çöküşlerinin kendi gözleriyle görmekte ve buna tanıklık etmekteler.
Ben eminim ki bu henüz bir başlangıçtır. Allah’ın vaadinin tam olarak gerçekleşmesi, yani hakkın batıla galip gelerek Kur’an ümmetinin yeniden oluşumu ve yeni bir İslam uygarlığının kuruluşu yakında vuku bulacak gerçekler arasındadır.
“Allah, sizden iman edip doğru işler yapanlara, onlardan öncekileri yeryüzüne egemen kıldığı gibi onları da egemen kılacağını, beğendiği dini onlar için yerleştireceğini ve korkularını güvene çevireceğini vadetti. Onlar bana ibadet ederler, hiçbir şeyi bana ortak koşmazlar. Artık bundan sonra kim küfre saparsa, işte onlar fasıktırlar.” (en-Nur: 55)
Bu mutlak vaadin ilk göstergesi, İran’da İslam inkılâbının zafere ulaşması ve İslam nizamının kurulmasıdır. Bu zafer İran’ı, İslam’ın hâkimiyet ve uygarlık düşüncesinin sağlam bir üssü haline getirmiştir. Bu inkılâbın, maddeciliğin ve İslam düşmanlığının doruğa ulaştığı, sol ve sağ akımların İslam’a karşı tam bir mücadele yürüttükleri bir dönemde meydana gelişi; İnkılâbın siyasi, askeri, ekonomik ve medya aracılığıyla yapılan saldırılara karşı direnişi İslam dünyasında yeni bir ümit uyandırmış ve kalplerde yeni bir coşku meydana getirmiştir. Allah’ın yardımıyla zaman geçtikçe de İnkılâp sebat ve sağlamlığını artırmakta ve sonuçta kalplerdeki o ümit daha bir kökleşmektedir. Bu zaferden sonra geçen 30 yıl boyunca Ortadoğu, Asya ve Afrika’nın Müslüman ülkeleri İslam ve İslam düşmanları arasında mücadele sahnesine dönüşmüştür.
Hicri on beşinci asır olan bu asırda İslam’ın, düşmanlara karşı sürdürdüğü mücadelesindeki zafer ve galibiyetinin bazı göstergelerini şöyle sıralayabiliriz: 
Filistin’de İslami bir kıyam ve intıfadanın başlaması, Filistin’de İslami bir hükümetin kuruluşu, Lübnan’da İslami Direniş ve Hizbullah’ın müstek-bir ve kan içici Siyonist Rejim’e karşı tarihi zaferi, Irak’ta Saddam’ın diktatör ve mülhit rejiminin enkazları üzerine, halka dayalı müslüman bir devletin kurulması, Afganistan’da işgalci komünistlerin hezimete uğratılması,  Amerika’nın Ortadoğuya sulta kurmak için hazırladığı bütün proje ve planların suya düşmesi, işgalci Siyonist Rejim’in çözümsüz iç kargaşaları, bölge ülkelerinin çoğunu veya hepsini kapsayan İslam’a yöneliş dalgasının özellikle gençler ve aydınlar arasında yayılması, bütün ambargolara rağmen İran İslam Cumhuriyeti’nde gerçekleşen bilim ve teknik alanındaki harikulade ilerlemeler, Amerika’nın savaş çığırtkanı yöneticilerinin siyasi ve ekonomik alandaki yenilgileri, Batı dünyasında yaşayan müslüman azınlıkların kendi kimliklerinin farkına varıp onu ihya etmeye çalışmaları; bütün bunlar İslam’ın söz konusu mücadeledeki zaferinin belirtilerinden sayılır. 
Değerli kardeşler! Tüm bu başarılar cihad ve ihlâsın semeresidir. Allah’ın kulları “Allah” feryadını yükselttikleri, hak yolu mücahitleri kendi çaba ve gayretlerini ortaya koydukları ve müslümanlar Allah’la olan ahit ve sözlerine amel ettikleri için Yüce Allah da kendi vaadini gerçekleştirmiş ve böylece tarihin akışı değişmiştir. 
 “Ve ahdimi (bana verdiğiniz sözü) yerine getirin ki, ahdinizi (size verdiğim sözü) yerine getireyim ve yalnız benden korkun. (el-Bakara: 40)
“Ey iman edenler! Eğer siz Allah'a yardım ederseniz, O da size yardım eder ve ayaklarınıza sebat verir.” (Muhammed: 7)
“Allah, kendisine yardım edene mutlaka yardım eder. Allah, güçlüdür ve üstündür.” (el-Hac: 40)
“Kuşkusuz, biz peygamberlerimize ve iman edenlere hem dünya hayatında, hem de şahitlerin şahitlik edecekleri günde yardım ederiz.” (Gafir: 51)
Ama bu henüz, bir başlangıç aşamasıdır. Müslüman milletlerin katet-meleri gereken yollar boyunca nice dar geçitler vardır. Bu geçitlerden geçebilmek ancak iman ve ihlâs; ümit ve cihat; basiret ve sabırla mümkün olur. Ümitsizlik, karamsarlık, ilgisizlik, gevşeklik, sabırsızlık, acelecilik ve Allah’ın vaatlerinin gerçek olduğunda tereddütle bu yolu katetmek asla mümkün olmayacaktır. 
Darbeler almış düşman bütün gücünü seferber etmiş ve edecektir de. Bu yüzden bilinçli, uyanık, cesur olmamız ve fırsatları iyi değerlendirmemiz gerekmektedir. Bu durumda düşmanın bütün çabaları boşa çıkacaktır.   
Bu otuz yıl boyunca da düşmanlar özellikle Amerika ve Siyonizm kullanabilecekleri tüm güçlerini İslam’a karşı ortaya koydular ama hedeflerine varamadılar. Gelecekte de böyle olacaktır. 
Düşmanın şiddete başvurması genelde onun zayıf olduğunun ve plansız hareket ettiğinin bir göstergesidir.  
Filistin’de özellikle Gazze’de cereyan eden olaylara bir bakın. Beşerin zulüm tarihinde eşine az rastlanan Gazze’deki ¬¬acımasız girişimler düşmanların o bölgelerdeki kadın, erkek, genç ve çocukların yenilmez iradelerini kıramadıklarının bir belirtisidir. Gaz-ze’li Müslümanlar, kendilerini savunacak hiç bir silahları olmadan İsrail ve savunucusu Amerika süper gücünün karşısına dikilmişler ve Hamas hükümetine desteklerini kesmeleri hususundaki İsrail ve Amerika’nın isteğini ayakları altına almışlardır. Allah’ın selamı bu direnişçi ve büyük millete olsun. Gazze halkı ve Hamas Hükümeti gerçekte şu ayetleri kendi davranışları ve direnişleriyle amelen tefsir etmişlerdir:
“Muhakkak sizi biraz korku, açlık, mallardan, canlardan ve ürünlerden azaltma ile deneriz. Sabredenleri müjdele. Onları (o sabredenleri) ki bir musibete uğradıklarında, "Kuşkusuz biz Allah'tanız ve kuşkusuz O'na döneceğiz." derler. İşte Rablerinin özel bağışları ve rahmeti onlaradır ve onlar doğru yolu bulanlardır. (el-Bakara: 155-157)
“Şüphesiz sizler mallarınızda ve canlarınızda sınanacaksınız. Sizden önce kendilerine kitap verilenlerden ve şirke düşenlerden birçok incitici sözler işiteceksiniz. Eğer sabreder ve takvalı davranırsanız, (bilin ki) bu, kararlılık gerektiren sağlam işlerdendir.” (Al-i İmran: 186)
Hak ve batılın bu mücadelesinde son zafer, hak taraftarlarına aittir Bu yüzden Filistin’in mazlum ve direnişçi halkı sonunda düşmana galip gelecektir. 
“…ve Allah, güçlüdür ve üstündür.” (el-Ahzab: 25)
Bugün bile Filistinlilerin direnişlerini bastıramamanın yanı sıra siyasi alanda özgürlük, demokrasi ve insan hakları yanlısı oldukları iddialarının yalan çıkması Amerika ve birçok Avrupa devletinin haysiyetini yakın zamanda telafi edilmeyecek şekilde lekelemiştir. Onursuz Siyonist Rejim her zamankinden daha fazla rezil olmuş durumdadır. Bazı Arap rejimlerinin de bu ağır imtihan sonucu büsbütün haysiyetten yoksun oldukları ortaya çıkmıştır. 
“Zulmedenler, hangi dönüşe döndürüleceklerini (hangi akıbete uğrayacaklarını) yakında bilecekler.” (eş-Şuara: 227)
 
Seyyid Ali Hüseyni Hamenei
4 Zilhicceti’l-haram 1429
2 Aralık 2008