ziyaretçiler:753
görüşler:0

4 Zilhicce, Hicri 1428

İran İslam İnkılâbı Rehberi Ayetullah Uzma Hamenei’nin,Beytullah’ın Ziyaretçilerine Hac  Mesajı 1428  - 2007
Bismillahirrahmanırrahim
Hamd âlemlerin Rabbi Allah içindir. Salât ve selam efendimiz Muhammed Mustafa’ya ve onun pak Ehl-i Beyt’ine ve seçkin sahabesine olsun.
Siz Beytullah’ın ziyaretçilerine, dost evinin misafirlerine ve O’nun davetini icabet edenlere selam olsun… Allah’ı anmakla dirilik ve şenlik kazanan, Onun sonsuz feyizlerine kapılarını açan yüreklere de özel selamlar olsun. İksir ve bengisuya benzeyen bu gece ve gündüzlerin değerini bilerek mane-viyat cazibesine gönül verip Allah’a yöneliş ve tövbe ile kalp ve canlarını nurlandıran, bu mukaddes vadide ardışık yayılan rahmet dalgalarında kendilerini günah ve şirk pasından temizleyen nice kimseler vardır. Allah’ın selamı bu gönüllere ve bu gönül ehline olsun.
 
Bütün kardeşler ve bacılar da, böyle bir getiri ve kazancı elde etmeyi düşünmeli ve bu büyük fırsatı ganimet bilmelidirler. Bizi sürekli oyalan hayatın sıkıntı ve endişeleri burada da kalbimizi kendisine meşgul etmemelidir. Allah’ı anarak, doğruluk, dürüstlük ve iyiliğe azmederek, Yüce Allah’a yönelip yalvararak, iştiyaklı yürek-lerin halis tevhid ve maneviyat atmosferinde yücelmesine çalışmalı ve Allah’ın dosdoğru yolunda sebat ve direniş göstermek için azık toplamalıdırlar.
 
Burası gerçek ve öz tevhidin merkezidir. İşte burada Hz. İbrahim Halil, kendi yürek parçası olan Hz. İsmail’i kurban etmek için getirmekle nefse üstün gelmenin, ilahi emirler karşısında tam bir teslimiyetin mükemmel bir örnek ve nişanesini bir yadigâr olarak bütün dünya muvahhitlerine sunmuştur. İşte bu topraklarda Hz. Muhammed Mustafa (Allah’ın salatı ona ve Ehl-i Beytine olsun) dönemin müstek-birleri, para ve güç sahipleri karşı-sında tevhid bayrağını dikmiş ve Allah’a iman etmenin yanı sıra tağutlardan uzak durmayı kurtuluşun vazgeçilmez koşulu bilmiştir. Artık kim tağutu reddeder ve Allah’a iman ederse o gerçekte sağlam bir kulpa sarılmıştır.
 
Hac bu büyük derslerin yeniden okunup gözden geçirilmesidir. Müşriklerden uzak olduğunu ilan etmek putlardan ve putçulardan teberri etmek müminlerin haccının asıl ruh ve içeriğini oluşturmaktadır.
 
Haccın her bir bölümü, Allah’a gönül vermenin, Onun yolunda hareket etmenin, şeytandan uzak olduğunu bildirmenin ve şeytanı taşlayarak ona karşı cephe almanın bir simgesidir. Haccın her köşesi kıble ehlinin birlik ve dayanış-masının mazharı olarak, doğal ve kurgusal farklılıkların erimesinin müminlerin gerçek imanî kardeşlik ve birliklerinin tecellisidir.
 
İşte dünyanın neresinden olursak olalım biz Müslümanlar hacdan bu dersleri almalı ve hayatımızı da bu doğrultuda düzenlemeliyiz.
 
Kur’an; düşmanlar karşısında onurlu ve güçlü bir saflaşmayı, müminler arasında şefkat ve sevgiyi, Allah’a karşı kulluk ve eğilişi İslam toplumunun üç özelliği bilmiştir:
 
Muhammed Allah’ın elçisidir. Beraberinde bulunanlar kâfirlerekarşı sert kendi aralarında merha-metlidirler. Onları sürekli rükû ve secde halinde görürsün. Allah’ın lütuf ve hoşnutluğunu elde etmek isterler. (Fetih Suresi: 29)
 
İşte bu, İslam ümmetinin izzet ve onurla dimdik ayakta durabilmesinin üç temel rüknü sayılır.
 
Her Müslüman açıklanan bu gerçeği dikkate alarak bugün İslam dünyasının duçar olduğu hastalık ve afetlerin kaynağını iyice anlayabilir.
 
Bugün İslam ümmetinin hain ve gaddar düşmanı; İslami uyanışı kendi gayri meşru çıkarlarına ve İslam dünyasına karşı zalimce sultalarına büyük bir tehdit bilen, emperyalist müstekbir odakların elebaşları ve açgözlü mütecaviz güçlerdir. Bütün Müslüman milletler özellikle politikacılar, din âlimleri, aydınlar ve ülkelerin milli önderleri bu mütecaviz düşman karşısında İslam cephesini oluşturmalıdırlar. Kendi bünyelerinde güç ve kuvvet faktörlerini toplayarak İslam ümmetini gerçek anlamda güçlü ve muktedir bir yapıya sahip kılmalıdırlar. Bilgi, marifet, tedbir, uyanıklık, sorumluluk hissi, tevek-kül ve ilahi vaade ümit, değersiz ve naçiz isteklerden vazgeçmek gibi değerler İslam ümmetinin asıl iktidar ve güç unsurlarıdır. Bu faktörler İslam ümmetini izzet, bağımsızlık, maddi ve manevi kalkınmaya ulaştırır ve düşmanı İslami ülkelere tecavüzde başarısız kılar.
 
Müminler arasındaki merhamet ve şefkat, İslam ümmetinin istenilen duruma ulaşmasının ikinci rüknü ve belirtisidir. İslam ümmetinin çeşitli kesimleri arasındaki bölünme ve çatışmalar, eldeki bütün imkânlardan yararlanılarak tedavi edilmesi gereken tehlikeli bir hastalıktır. İslam düşmanları eskiden beri bu sahada geniş çaplı bir çaba sarf etmiş ve günümüzde İslami uyanış onları korku ve telaşa düşür-düğünden onlar bu tür bölücü faaliyetlerini daha bir yoğunlaş-tırmışlardır. Yüreği Müslümanlar için atan bütün kardeşlerin tek sözü şundan ibarettir: Bu farklılıklar tezat ve çatışmaya vesile olmamalıdır; çeşitlilik, çelişkiye dönüşmemelidir.
 
İran’ın Müslüman halkı bu yılı, İslamî dayanışma yılı olarak adlandırmıştır. Bu isimlendirme, İslam düşmanlarının kardeşler ara-sında ihtilaf ve bölünme çıkarmak için komplolarını şiddetlendir-diğinden haberdar olduğumuz içindir. Ne yazık ki Filistin’de Lübnan’da, Irak’ta, Pakistan’da ve Afganistan’da düşmanların bu komploları etkili olmuş hatta aynı Müslüman ülkenin halkı o ülkenin diğer bir bölümüyle çatıştırılmış ve birbirlerinin kanlarını dökmüşlerdir. Bütün bu acı olaylarda komplonun izleri apaçık ortadır ve keskin gözler düşmanın ellerini bu olaylarda görebilirler.
 
Kur’an’da yer alan “kendi aralarında merhametlidirler” emri bu tür çelişki ve çatışmaların kökünü kurutmak içindir. Siz bu muhteşem günlerde her yöreden gelen değişik mezheplere mensup Müslümanların aynı evin etrafında döndüklerini görmektesiniz. Bütün Müslüman-ların aynı Ka’be’ye doğru namaz kıldıklarını, Kovulmuş Şeytan’ı hep birlikte taşladıklarını, nefsanî istek ve hevesleri kurban etmeyi simge-lemede aynı şekilde davrandıkların ve Arafat ve Meş’aru’l-haram’da hep birlikte dua edip yalvardıklarını görmektesiniz. İslam mezhepleri diğer farzlar, hükümler ve inançların çoğunda ve temel noktalarda bu derece birbirlerine yakındırlar. Bü-tün bunlar ortadayken niçin bir takım kör taassuplar ve ön yargılar onların arasında ihtilafı alevlendir-mekte ve düşmanın hain eli bu yok edici ateşi körükleyebilmektedir? Bugün bazıları beyinsizlik ve sığ düşüncelilik yüzünden, temelsiz bahanelerle Müslümanların büyük bir kesimini müşrik ilan etmekte ve kanlarını helal bilmekteler. Bunlar bilseler de bilmeseler de küfür, şirk ve istikbara hizmet etmekteler. İlginç olan şu ki bazı kimseler din ve dindarlığı önemseme anlamında olan Resul-i Ekrem’in, evliya ve din önderlerinin mezarına saygı göster-meği şirk ve küfür sayarken kendileri kâfirlerin ve zalimlerin saraylarının hizmetine girmiş ve onların iğrenç hedeflerine hizmet etmekteler.
 
Gerçek âlimler ve bilinçli aydınlar samimi yetkililer bu tür tehlikeli badire ve olgularla mücadele etme-lidirler.
 
Bugün İslamî birlik ve dayanışma, kesin ilahi bir farizadır ki İslam düşünürlerinin ve samimi olan gönüllerin işbirliği ve yardımıyla pratiğe geçirilmesi gerekir.
 
 Bu iki rükün yani bir yandan düşmanlar karşı güçlü bir saflaşma ve tavır koyma diğer yandan Müslümanların kendi aralarında kardeşlik ve uyum içinde hareket etmeleri, üçüncü rükün olan Allah’a karşı kulluk ve eğilişle beraber olursa - asr-i saadetteki Müslü-manları üstünlük ve izzetin doru-ğuna kavuşturan yolda - İslam ümmetini sürekli ilerletecek ve son asırlarda Müslüman milletleri saran geri kalmışlıktan onları kurtara-caktır.
 
Bu büyük hareketin ilk adımları atılmıştır ve uyanış dalgaları bütün İslam dünyasında harekete geç-miştir. Düşmanın iletişim ve Propaganda araçları İslam dünyası-nın her yerinde meydana gelen her türlü özgürlük ve adalet hareketini İran’a veya Şiiliğe isnat etmek-tedirler. Siyaset veya kültür alanında Müslüman ülkelerin gayretli kişileri tarafından düşmanları hedef alan sıkıntı ve darbelerden İslami uyanı-şın ilk muzaffer bayraktarı olan İran’ı sorumlu tutmaktalar. 33 günlük savaştaki Hizbullah’ın eşsiz kahramanlıkları, Irak milletinin işgalcilerin isteklerinden farklı şekilde meclis ve hükümet kurmakla sonuçlanan direnişlerini, Filistin’in yasal hükümet ve milletinin inanıl-maz direnişini ve Müslüman ülkelerde İslam’ın yeniden hayat kazandığını gösteren nice diğer belirti ve nişaneleri İrancılık ve Şiilikle suçlamakladırlar. Böylece İslam dünyasının bu alanlardaki direnişçilere olan toplu desteğini kesmek istiyorlar. Ama bu hile Allah’ın yolunun mücahitleri Onun dinin yardımcılarının zafere ulaşaca-ğına dair kesin ilahi sünnetin önüne geçemez.
 
Gelecek mutlaka İslam ümmetine aittir. Bizden her birimiz kendi çap ve kapasitesi ve sorumluluğu gereği bu geleceğe kavuşmayı yakınlaş-tırabilir.
 
Hac merasimi siz hacı adayları için bu sorumluğu üstlenmek ve yerine getirmek için büyük bir fırsattır.
 
Ümidimiz şu ki Allah’ın lütfü ve Hz. Mehdi’nin duası (Allah zuhuru-nu yakın eylesin) size bu büyük hedefe ulaşmada yardımcı olur.
 
Vesselamu aleykum ve  rahmetullahi ve berekatuh.
Seyyid Ali el- Huseyni el-Hamenei
4 Zilhicce, Hicri 1428