Sekaleyn Hadisi Dersleri

Yayın tarihi:04/09/1393
İbn Kesir 12 imam ve halife hadisinin sahihliğini peşinen kabul ediyor. Ona göre Ümeyyeoğulları 12 imamın kapsamında değildir. Rivayete göre hadis Muaviye’yi de başka birisini de kapsamamaktadır. Ayrıca bu hadis ne Yezid’i, ne de Abdülmelik’i ve çocuklarını kapsamaktadır.
Es-selamu aleyküm sayın seyircilerimiz. Uzun bir aradan sonra karşınıza çıktığımız bu ilk programla sizlere esenlik diliyoruz. Ayetullah Seyyid Kemal Haydari Bey’i selamlıyoruz. Kendisi zaten sürekli olarak Kevser TV stüdyolarında bulunmakta, bir programdan diğer programa koşuşturup durmaktadır. Öncelikle el-Mutarahatün fi’l-Akide adlı programın tümünün Kevser TV’nin internet sitesinde indirilmeye hazır bir şekilde mevcut olduğunu bildirmek istiyorum. Hoş geldiniz Seyyid Kemal Haydari Bey. Konumuz Utruhatü’l-Mehdeviyye programıyla bağlantılı ve buna giriş olma niteliğine sahiptir. Mehdeviyet meselesinde çeşitli konular bulunmaktadır. Bu meselenin bir bölümünde Müslüman bilginler ittifak halindeyken bir bölümünde ise ihtilafa düşmüşlerdir. İlk sorumuz, Ehl-i Beyt Okulu ile Ehl-i Sünnet Müslümanların Mehdilik meselesi özelinde ittifak ettiği noktaların en önemlisi nedir şeklinde olacak.
 – Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınır ve Rahman Rahim olan Adıyla ve O’nun yardımıyla programımıza başlarım. Salat ve selam Hz. Muhammed Mustafa’ya (s.a.a.) ve tertemiz Âl’ine olsun.
 Programımıza başlarken tüm izleyicilerden özür diliyorum. Utruhatü’l-Mehdeviyye programına yaklaşık olarak üç ay ara verdik. Allah-u Teâla’dan değerli izleyicilerimizle birlikte bu programa devam etmede bizi muvaffak kılmasını diliyoruz. Utruhatü’l-Mehdeviyye programımızı takip eden değerli izleyiciler Hz. Peygamber’den (s.a.a.) mütevatir olarak aktarılan Sekaleyn hadisinin delalet ve içeriğini ele aldığımızı hatırlayacaklardır. Ancak bu programda ve belki de bir sonrakinde ele aldığımız konunun haritasını sunacağız. Bu programda şu ana kadar incelememizin neresine vardığımızı, hangi konuları işlediğimizi değerli izleyicilerimize sunacağız ki Sekaleyn hadisi incelememizle ilgili programlarımızı kaldığımız yerden tamamlayabilelim.
 Ben öyle tasavvur ediyorum ki bu meselenin ittifak ve ihtilaf edilen noktalarını bilebilmek mevcut olan sapma ve saptırmaların çoğunu ortadan kaldıracaktır. Değerli izleyiciler bana izin verirlerse bazı sapma ve saptırmalara işaret etmek istiyorum. Biz çoğu zaman araştırmacıların Mehdilik konusunu ele alırken şöyle bir tavır sergilediklerini görüyoruz: Mehdilik meselesi özelinde ihtilaflı konulardan hareket ederek bu inancı olumsuzlamaya çalışıyorlar. Görüş ayrılığının bulunduğu noktaları olumsuzlamak ittifak edilen noktaları olumsuzlamayı gerektirmez. Öyleyse bu sapma ve saptırmaya dikkat edilmelidir. Bazı Ehl-i Beyt Okulu mensupları da benzeri bir tavır sergileyebiliyor. Ehl-i Sünnet ulemasının eserlerinde geçen rivayetler ve nasslardan  -ki bu nasslar ittifak edilen noktalara işaret ediyor- hareket ederek bu rivayetler Ehl-i Beyt Okulunun görüşünün aynısıdır diyebiliyorlar. Hâlbuki iki konu arasında bir mülazemet (birbirini gerektirme) bulunmamaktadır. Zira Ehl-i Sünnet ile Ehl-i Şia bazı konularda ittifak, bazılarında da ihtilaf etmektedir. İttifak edilen noktaların mevcudiyetinden hareketle ihtilaflı noktalara geçmekle, ihtilaflı konuların olumsuzlanmasından ittifaklı konuların olumsuzlanmasına intikal etmek arasında bir gereklilik bulunmamaktadır. Bu mugalataya birçok eserde, yazarda ve konuşmacıda rastlanmaktadır.
 Bundan dolayı inşallah bu akşam Mehdilik konusu çerçevesinde Müslüman bilginler arasındaki ittifaklı noktaların üzerinde durmaya çalışarak konumuzu tamamlayacağız.
 Değerli dostumun Müslüman bilginler arasında ittifak edilen noktalar nelerdir şeklindeki sorusuna geçelim.
 Bu noktaları özetle sunmaya çalışacağım. Önceki programlarda bunlara özetle işaret etmiştik. Değerli izleyicilerin nazarlarını “Hatırlat, kuşkusuz hatırlatma müminlere yarar verir” ilahi kelamı gereğince bu noktaya çekmek istiyorum. Sekaleyn hadisini incelemeye başlamamızın üzerinden bir buçuk yıl geçti. Bundan dolayı bir tekrara ve bir özete ihtiyaç var.
Konuyu şu şekilde özetleyebiliriz:
İlk nokta; kıyametin kopmasından önce Ehl-i Beyt-i Nübüvvet’ten bir kişinin yönetimi üstleneceği hakikati, ilahi hikmetin gerektirdiği ve üzerinde hiçbir değişikliğin gerçekleşmeyeceği sünnetullah arasında yer alır. İnşallah ilerleyen bölümlerde de anlaşılacağı gibi Nübüvvet ailesinden bir kişinin bu âleme yönetici olması ilahi hikmetin gereklerindendir. Öyleyse ilk asıl nokta sünnet-i ilahi gereği ahir zamanda ve kıyametin kopuşundan önce Ehl-i Beyt’ten bir kişinin bu ümmetin yönetimini üstlenecek oluşudur.
Azizler bununla ilgili hadisler sayılamayacak kadar çoktur. Bu konuda herhangi bir kuşku bulunmamaktadır.
Ehl-i Beyt’imden ismi ismimle aynı olan bir kişi yönetimi üstlenmedikçe Kıyamet kopmaz. [1] Bu hadis, Hz. Peygamber’den (s.a.a.) aktarılan mütevatir rivayetlerdendir. Hadise göre bu herhangi bir değişikliğin meydana gelmeyeceği ilahi sünnetlerdendir.
Bir kişi şöyle diyebilir: Bu hadis ancak zann ifade edebilen ahad rivayetlerden mi, yoksa yakin ve kesinlik bildiren mütevatir rivayetlerden midir? Rivayet tevatür seviyesine ulaşmıştır, hatta tevatür sınırının ötesindedir. Tevatür bu rivayeti aktaran ravilerin sayısının daha alt sınırında da gerçekleşebilir.
Ben bunu niçin söylüyorum? Çünkü İbn Haldun ve benzerleri bu rivayetleri eleştirmeye yeltenmiş ve bunların herhangi bir değeri olmayan ahad haberler olduğunu söylemişlerdir.
Ben sadece tek bir kaynağa işaret edeceğim. Zira önceki programlarda bu konuyu detaylı bir şekilde inceledik.
Fatımî Mehdi-î Muntazar’ın çıkışını ifade eden hadisleri Hz. Resûlullah’tan (s.a.a.) İbn Mesud, Ümmü Seleme, Ali b. Ebu Talib, Ebu Said el-Hudrî, Sevban, Kurra b. İyas el-Müzenî, Abdullah b. el-Haris, Ebu Hüreyre, Huzeyfe b. el-Yeman, İbn Abbas, Cabir b. Abdullah, Osman, Ebu Ümame, Ammar b. Yasir, Cabir b. Macid, Abdullah b. Ömer, Talha b. Ubeydullah, Enes b. Malik, Abdurrahman b. Avf ve İmran b. Husayn rivayet etmiştir. İbn Mesud’un hadisini Ahmed, Tirmizî ve Ebu Davud tahric etmiştir. Ümmü Seleme’nin rivayetini Ebu Davud ve İbn Mace tahric etmiştir. Birçok kişi rivayetin mütevatir olduğunu Hafız Sehavî’den aktarmıştır. Bu rivayet kuşku götürmez bir şekilde mütevatirdir. Hatta tevatürün çok üstündedir denilmesi daha doğrudur.[2]
Toplamda bu rivayeti 20 sahabi rivayet etmiştir. Konu oldukça detaylıdır. Yani rivayetin mütevatir oluşu noktasında herhangi bir kuşku bulunmamaktadır. Değerli izleyicilere bu konunun açık olduğunu söylemek istiyorum. Birileri “Seyyidim bunu önceden de belirtmiştiniz” diyebilir. Evet bunu önceden söylemiştim. Ancak bu hakikati pekiştirmek için bir defa daha söylemekte herhangi bir sakınca görmüyorum. Bu nokta Müslüman bilginler arasında ittifak edilen bir konudur ve bu hakikat  vahyin dilinden sadır olmuştur. Vahiy iki türlüdür: Kur’an’da sadır olan vahiy ve Sünnet’te geçen vahiy.
Soru; acaba bu mesele namaz, oruç ve hac gibi amelî ve ibadî konulardan mıdır yoksa imanî ve akidevî konulardan, hatta dinin asıllarından mıdır? Hangisinin kapsamına girmektedir? Değerli izleyiciler konuyu uzatmak istemiyorum. Yani konu bilinip de ilerde açığa çıkacak türden bir mevzu mudur yoksa iman edilmesi gereken şeylerden midir? İkisi arasında fark vardır. “Rivayetlerde okudum ve öğrendim” diyen birisine “Buna iman ediyor musun?” şeklindeki soru yöneltildiğinde “Bilemiyorum, benim için imanî konulardan olduğu kesin değildir” diye cevap vermesi kabilinden bir konu mudur acaba? Yani “Okudum ve öğrendim ki Allah-u Teâla ismi Muhammed b. Abdullah (s.a.a.) olan bir elçi göndermiştir” diyen birisine “Peki inanıyor musun” şeklinde soru sorulduğunda “Hayır bana göre iman edilmesi gerekli olan konulardan değildir” diyebileceği bir şekilde midir? Akidevî bir mesele olduğu kesinleşmediğinden iman edilmesi bir yükümlülük halini alan bir konu türünden midir? Mehdilik konusu ve Fatımî Mehdi-i Muntazar’ın zuhuru Kettani’nin ifadesiyle bilmenin yeterli geldiği konulardan mıdır, yoksa iman edilmeyi de gerektirir mi?
Seyyidim ne diyorsun, diyebilirsiniz.
Ben derim ki; bazen bir rivayetten bilgi elde edilebilir, ancak iman elde edilemez. “Kendileri de bunlara yakînen inandıkları halde, zulüm ve kibirlerinden ötürü onları inkâr ettiler.” (27/en-Neml/14) İstenen şey imandır. Öyleyse bir insanın bir şey hakkında yakini gerçekleştiği halde iman etmeyip inkar edebilir.
Soru; Mehdilik konusu imanî konulardan ve asıllardan mıdır?
Değerli izleyiciler şu noktaya dikkatleri çekmek istiyorum. Ardından da konuların incelenmesine geçmek istiyorum.
Doktor Salih İbn Fevzan’ın El-İrşad ila Sahihi’l-İtikad adlı eserine bir bakalım.
O şöyle diyor: Beşinci asıl, ilk olarak kıyametin alametlerine iman etmek
Kıyametin kopmasından önce gerçekleşecek olan ve kıyametin gerçekleşeceğine delalet eden alametlere iman etmektir. Bizim bunlardan en önemlisini zikretmemiz uygun düşmektedir. Zira bunlara iman etmek vacip olduğu gibi imanın özündendir.[3]
Yani bunlar akide noktasında talî konulardan değil de bunun özündendir.
Eserin ilerleyen sayfalarında ise şöyle der: Allame İsferayini şöyle der: İmam Mehdi hakkında çokça görüş vardır. Öyle ki “Mehdi ancak İsa’dır” dahi denilmiştir. Ehl-i hakkın sahip olduğu doğru görüşe göre ise İmam Mehdi (a.s.) Hz. İsa değildir. O (a.s.) Hz. İsa’nın nüzulünden önce yeryüzüne inecektir. O’nun çıkacağı ve geleceği hakkındaki rivayetler o derece çoktur ki manevi tevatür derecesine ulaşmıştır. Ehl-i Sünnet bilginleri arasında bu görüş yaygınlık kazanmıştır. Öyle ki bu Ehl-i Sünnet’in inançlarından sayılmıştır.[4]
Pasaja göre Mehdi-i Muntazar inancı Ehl-i Sünnet inançlarındandır. Yarın kimse karşımıza çıkıp da kim ahad haberlere göre… şeklinde söz söylemesin.
Doktor Fevzan’ın da dediği gibi Allame İsferayini bunu aktarıyor ve itikad ilkelerinden kabul ediyor. Hatta Ehl-i Sünnet’in inanılması gereken inanç esaslarının özünden sayıyor.
- Sunucu: Bu görüş ittifak edilen ilkelerdendir değil mi?
- Bu konuda herhangi bir görüş ayrılığı bulunmamaktadır. Yani kim bu ilkeye inanmazsa dinden çıkar. Zira bu görüş ittifak edilen ve icmanın gerçekleştiği konulardandır. “Ümmetim dalalet üzere ve hatada birleşmez.” Gerçi konuyla ilgili olarak birçok kişi “Madem ki Mehdilik meselesi akidenin önemli konularındandır ve imanın rükünlerinden sayılmaktadır, niçin Kur’an-ı Kerim’de geçmiyor?” diye sormaktadır. Bu onların her yerde ortaya attıkları bir sorudur.
El-Mutarahat fi’l-Akide programlarında geçen hafta sorulan bu soruya cevap verilmişti.
- Bunu başka bir şekilde pekiştirmek istiyorum. Bu soruyu imamet konusunda da ortaya atmakta ve şöyle demekteler: Sizler 12 imam inancının akidevî ve imanî asıllardan olduğunu söylüyorsunuz. Peki bu inanç niçin Kur’an’da geçmiyor?
Azizler, ben kendim bu soruya cevap vermeyeceğim. Sadece İbn Teymiyye’nin öğrencisi İbn Kayyım el-Cevziyye’nin el-Kelam ela Meseleti’s-Sema adlı eserindeki açıklamalarıyla yetineceğim.
O şöyle diyor: Allah-u Teâla buyuruyor ki “Bir konuda tartışmaya düşerseniz…” Bu ayet Müslümanların tartışmaya düştüğü büyük küçük her şeyi kapsamaktadır. Herhangi bir alana ve konuya özgü de değildir. Kim bu tenazuun (tartışmanın) imanın hakikatlerinde değil de İslam’ın şerî hükümlerinde olduğunu, kalplerin amellerinde ve zevklerinde değil de organların gerçekleştirmiş olduğu amellerde olduğunu, dinin aslında, isimler, sıfatlar ve tevhid noktalarında olmayıp füruunda olduğunu zannederse ilmen, amelen ve imanen ayetin gerektirdiği hükmün dışına çıkmış olur.[5]
Yani pasaja göre imamet, mehdeviyet, tevhid, namazın cüzleri, namazda unutma vb. konular gibi büyük olsun küçük olsun hangi konuda tartışma ve görüş ayrılığı gerçekleşirse gerçekleşsin ayet bunların hepsini kapsamaktadır. Ayet “Eğer bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz Allah’a ve ahirete gerçekten inanıyorsanız onu Allah’a ve Resûl’e götürün. Bu hem hayırlı, hem de netice bakımından daha güzeldir.” (4/en-Nisa/59) buyurmaktadır.
“Hz. Peygamber’in risaleti tüm zaman ve zemindeki yükümlülerin hepsini kapsadığı gibi dinin bütün hükümleri, asılları ve füruu,  hakikatleri ve şeriatleri için de geçerlidir.”[6] Ayet tartıştığınızda Allah’a ve Resul’e (s.a.a.) müracaat ediniz diyor. Resul’un (s.a.a.) sünneti var mıdır yok mudur?  Öyleyse “Bu mesele akidevî ve imanî asıllardan olsaydı Kur’an’da zikredilirdi” diyen bir kimse Ehl-i Sünnet’in kaidelerine vakıf değildir. Ehl-i Sünnet’e göre bir şey ister Kur’an’da, ister Sünnet’te zikredilmiş olsun gerekli şartları taşıyorsa ona iman edilmelidir. Aksi takdirde İbn Kayyım’ın ifade ettiği gibi ilmen, amelen ve imanen ayetin dışına çıkılmış olur.
- Sunucu: Hadis Kıyametin alametleriyle bağlantılı olduğundan konunun akidevî meselelerden olduğu açıktır.
- Müslim’deki şu hadise bakalım.
Rivayet şöyledir: 
Ebu Hüreyre’nin Hz. Resûlullah’tan (s.a.a.) rivayet ettiğine göre O (s.a.a.) şöyle buyurmuştur:İnsanlarla Allah’tan başka ilah yoktur diyerek bana ve getirdiklerime iman edinceye kadar çarpışmakla emrolundum. Bunu yaptıklarında canlarını ve mallarını benden korumuş olurlar. Ancak İslam haklarından bir hak karşılığı olursa o başka! Batıni hesapları da Allah’a kalmıştır.[7]
Bu hadis Hz. Resûlullah’ın (s.a.a) getirdiği ilkelerden midir değil midir? Bizler bu hadisin (yani Mehdi hadisinin) mütevatir olduğunu ve Hz. Resûlullah’tan (s.a.a) tevatürün ötesinde bir şekilde sabit olduğunu belirtmiştik.
Öyleyse bir şey ister Kur’an’da ister Sünnet’te geçsin ikisi de aynı haddedir ve dinî maarif açısından kıymetleri aynıdır şeklinde sağlam bir asla ulaşmış oluyoruz. Bu konu ister Mehdilik, ister imamet olmuş olsun, isterse de dinin asıllarından veya furu-u dinden olsun fark etmez. İmani ilkelerden olmasıyla ameli ilkelerden olması arasında fark yoktur.
Üçüncü nokta; imam veya ahir zamanda çıkacak olan Mehdi-i Muntazar el-Fatımî olarak ifade edilen bu şahıs Hz. Resûlullah’ın (s.a.a.) müjdelediği 12 İmamın ve halifenin on ikincisidir. Bunda, bütün Şii bilginler ve Ehl-i Sünnet’in büyük ulemasından bir grup ittifak etmiştir. Onlar Mehdi-i Muntazar’ın “Halifeler benden sonra 12 tanedir” nebevi buyruğunda geçen halifelerin sonuncusu olduğunu söylüyorlar. Bu hadisler Müslüman bilginler arasında mütevatirdir. İmam Mehdi’nin 12. İmam ve emir olduğunu açıkça söylemektedirler.
- Bazıları bu imamın ömrü nasıl bu kadar uzun olabilir diye şaşkınlıklarını belirtiyorlar.
- Bu konuya girmedik. Bu konu görüş ayrılığının olduğu yerlerdendir. Konumuz şimdilik ittifak edilen ilkeler çerçevesindedir.
- Her yüz senede bir imam ortaya çıkacaktır diyorlar…
- Ben İmam Mehdi’nin 12. İmam olduğunu söylemek istiyorum. Bu çoğu kez gözden kaçırılan önemli bir noktadır.
İbn Kesir’in en-Nihayetü fi’l-Fiten ve’l-Melahim adlı eserine bir bakalım. Yazar kitabın baş bölümlerinde 12 imam rivayetlerini aktardıktan sonra şöyle der: Bu 12 imamdan murad halifelerden sonra yönetime gelen Ümeyyeoğulları devletinin yöneticileri değildir. Çünkü Resûlullah (s.a.a.)“Halifeler benden sonra 12 tanedir”, “Halifelik 30 yıldır” buyurmaktadır. Her ne kadar Beyhaki Ümeyyeoğullarının da hadisin kapsamına girdiğini söylese de bu hadis Ümeyyeoğullarının mülkiyetini reddetmektedir… Birçok imama ve ümmetin cumhuruna göre bu böyledir. Abbasoğullarından da 12 halifenin kapsamına girenler vardır. Bir bölümü de ilerleyen zamanlarda gelecektir. Öyle ki hadisle müjdelenen Mehdi-i Muntazar bu halifelerin sonuncusu olacaktır.[8]
İbn Kesir 12 imam ve halife hadisinin sahihliğini peşinen kabul ediyor. Ona göre Ümeyyeoğulları 12 imamın kapsamında değildir. Rivayete göre hadis Muaviye’yi de başka birisini de kapsamamaktadır. 12 imam hadisinin Muaviye’yi kapsamadığına dair İbn Kesir’in delili hilafet ile ilgili hadistir. Ayrıca bu hadis ne Yezid’i, ne de Abdülmelik’i ve çocuklarını kapsamaktadır.
- Onun 12. İmam oluşunun ayrıntılarını göz önüne almıyor.
- Çünkü bilginlerin  ittifakıyla O’ndan sonra imam bulunmadığı gibi kıyamet de kopacaktır. Öyleyse İmam Mehdi (a.s.) Resûlullah’ın (s.a.a.) müjdelediği On İki İmamın sonuncusudur.
- Buna göre Müslümanların hepsinin İsna Aşerî olması gerekiyor.
- Müslümanlar İbn Kesir’in ifadesi gereğince İmam Mehdi’nin (a.s.) 12. İmam olduğuna inanmaktadırlar. Mehdi’nin zuhuru kıyametin alametlerindendir, itikadî bir konudur ve akidenin özündendir. Kanallarımız, hatiplerimiz, aydın ve konuşmacılarımız İslam ve Müslümanların kültürüne, nübüvvet kültürüne ait olan bu hakikatleri niçin açıklamazlar?
Bunlar kadim dönem bilginlerindendir, çağdaş yazarlardan da örnek verebilir misiniz, diyebilirsiniz.
Şeyh İbn Useymin’in, Şerhü’l-Akideti’s-Sefariyiniye adlı eserine bir bakalım:
Kıyametin alametlerinden birisi de İmamların sonuncusu Muhammed el-Mehdi’dir. İmam insanlara imamlık yapan demektir. Fakat bu imamlık namaz kıldırma anlamına gelen imamet değildir. Bu imamlık ümmeti yönetmek anlamındadır. Buna göre imam, halife gibi en büyük şahıs olmuş olur. Allame İsferayini Mehdi’nin imamların sonuncusu olduğunu ve O’ndan sonra herhangi bir imamın bulunmadığını belirtiyor. O imamların sonuncusudur, ismi Muhammed, lakabı da Mehdi’dir. Çünkü Allah-u Teâla O’nu hidayet etmiştir. Bu Mehdi ahir zamanda gönderilecektir.[9]
Yani O’ndan sonra herhangi bir imam bulunmamaktadır. Allame Useymin diyor ki imam dediğimizde aklınıza namaz imamı, Cuma imamı, bayram namazı imamı gibi bir şey gelmesin. Buradaki imamdan kasıt ümmetin yöneticisidir.
- Yani başka imamların da mevcudiyetini fakat Mehdi’nin bu imamların sonuncusu olduğunu anlıyoruz.
- Ehl-i Beyt Okulunun inancı da bu yöndedir. Başka vasiler de vardır, ancak Hüccet İbn el-Hasan bu vasilerin sonuncusudur.
- Birileri de çıkıp bu inanca “Bunlar bidattır” diyor.
- Tam isabet. Bu tam bir saptırma ve demagojidir. Ehl-i Beyt Okulunun görüşlerinin tartışılıp sonra da ittifak edilen Mehdi’nin hatem olduğu hususunun olumsuzlanması tam bir saptırmadır.
- Müslümanlar gibi toplanabilirsek güzel bir adım…
- Bu da üçüncü nokta. Beş noktaya değineceğimi belirtmiştim. Mehdilik meselesinin Müslüman bilginler arasında yüzde doksan beş oranında ittifak edilen hususlardan olduğu açığa çıkacaktır. Bununla birlikte televizyon kanallarında ve internet sitelerinde bu inanç hep göz ardı edilmeye çalışılıyor.
- Sorun artık göz ardı edilmesi değil, yüz çevrilmesi ve reddedilmesidir.
- Müslümanların kültürü de artık göz ardı edilmiştir. Mehdilik meselesini dile getirdiğinde doğrudan Şiilikle ve rafızilikle suçlanıyorsun. Bu bir bidat ve örtülü bir şeydir, temeli olmayan boş bir kelamdır deniliyor. Hayır işte asli kaynaklarınız da bu örtülü olan şeye iman ediyor. İşte İbn Kesir, işte Allame Useymin.
Dördüncü nokta; Mehdi (a.s.) imamların hatemidir. “Yeryüzü zulüm ve haksızlıkla dolduktan sonra onu adalet ve doğrulukta dolduracak imamların sonuncusu Fatımî Mehdi-i Muntazar”şeklinde ifade ediliyor.
Soru; tüm yeryüzünü adaletle ve hakkaniyetle doldurabilen bir peygamber var mıdır? Bunu Müslümanlara yöneltiyorum. Nuh’un (a.s.), İbrahim’in, Musa’nın (a.s.), İsa’nın (a.s.) hatta Hatemü’l-Enbiya’nın (s.a.a.) tüm yeryüzünü adaletle doldurduğunu söyleyebilecek bir kişinin olduğunu zannetmiyorum. Acaba bunca fetihlerden sonra yeryüzü adalet ve hakkaniyetle dolmuş mu? Peygamberlerden hiç birisinin eliyle gerçekleşmeyen şey imamların sonuncusu olan bu imamın eliyle ilerde gerçekleşecektir.
- Ve bu ideali gerçekleştirme yüce ve büyük bir mertebeye ihtiyaç duymaktadır.
- Ben sadece değerli izleyicilerin önüne bir tablo koydum, herhangi bir iddiada bulunuyor değilim.
- Ben soruyorum ve izleyicilerin de sorma hakkı var. Acaba böyle bir insan sıradan, basit biri olabilir mi?
- Acaba bazen isabet eden bazen de yanılan bir kişinin böyle bir şeyi gerçekleştirmesi mümkün müdür?
- Allah korusun, ancak bu bilgi yanlıştır ve gerçekleşmeyecektir denilmesi istisna.
O, arzusuna göre konuşmaz. O (bildirdikleri) vahiyden başka bir şey değildir.” (53/en-Necm/3-4) Bu ittifak edilen bir noktadır. Ben bundan dolayı bu mukaddimeyi sundum ve mütevatir olduğunu söyledim. Bu, bütün Müslümanların iman etmesi gereken akidevî bir konudur. Konuyla ilgili rivayetler sayılamayacak kadar çoktur.
Müsned‘den bir rivayet sunalım.
Ebu Said el-Hudrî’den rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir:
Hz. Resûlullah (s.a.a.) şöyle buyurdular: Ehl-i Beyt’imden alnı açık, hâyâ sahibi biri hükümranlık yapmadıkça kıyamet kopmaz. O, yeryüzünü zulüm ve haksızlıkla dolduğu gibi adalet ve hakkaniyetle dolduracaktır. Hükümranlığı yedi sene sürer. Hadis sahihtir.[10]
Yani bu değişmez, ilahi bir sünnettir. Herhangi bir tartışma da söz konusu değildir. Aynı ifadeleri Allame Useymin de söylüyor. Sadece Allame Şuayb el-Arnavut’un bu görüşte olduğu şeklinde bir düşünce gelmesin kimsenin aklına.
Allame Useymin şöyle demektedir: Bu Mehdi ahir zamanda çıkacaktır. Dünya zulüm ve haksızlıkla dolduğunda, hak unutulduğunda, mazlum zalime lokma olduğunda, taşkınlıklar yayıldığında Allah-u Teâla bu kişiyi imam, halkı ıslah edici ve hakkı açıklayıcı olarak gönderecektir.[11]
Bütün âlem için gönderecektir ve bundan önce bu durum gerçekleşmiş değildir.
Beşinci nokta; bu noktayı da belirtmekle bu bölümü bitireceğiz. Galiba diğer konulara girmeye muvaffak olamayacağız. Değerli izleyicilere bu iki programın son derece önemli olduğunu belirttim.
- Akide sahasında Ehl-i Sünnet ile Ehl-i Şia’nın ortak olduğu yönleri bilmeliyiz. Akidevî sahada saptırmaya gidenler iddia ettikleri konular hakkında kendi eserlerini bir araştırsınlar.
- Ben Ehl-i Beyt Okuluna ait herhangi bir kitap getirmedim. Programa getirdiğim kaynakların hepsi Ehl-i Sünnet’in ve İbn Teymiyye’nin bağlılarına aittir.
Altıncı nokta da son derece önemlidir. İnsan bazen bu tablo karşısında hayrete düşebiliyor. Çünkü imamların sonuncusu Mehdi-i Muntazar için zikredilen bütün bu niteliklerde Müslüman bilginler ittifak halindedirler. O’nun ne yapacağı, neyi ikame edeceği, pratiği, ne zaman çıkacağı (kıyamet öncesinde) gibi bütün bu ayrıntılarda Müslüman bilginler ittifak halindedir.
Size sadece sahih senedle rivayet edilenleri aktaracağım. Ta ki kimse bize “Seyyidim Mehdi konusu hakkındaki zayıf isnad zincirli rivayetleri aktarıyorsun. Sen bize sadece sahih senedle rivayet edilenleri aktar” demesin.
Doktor Abdülalim Abdülazim el-Bistevi’nin el-Mehdiyyu’l-Muntazar adlı eserine bir bakalım. Yazar zayıf ve mecruh rivayetleri eserine almamak için büyük gayret göstermiş. Bakınız ne diyor yazar.
İlk rivayet; Mehdi bizden, Ehl-i Beyt’tendir. Allah-u Teâla bir gecede O’nun işini ıslah eder.[12]
Öyleyse İmam Mehdi (a.s.) Ehl-i Beyt’tendir. Bu rivayetler sahih isnad zincirine sahip olduklarından üzerlerinde uzunca durmamıza gerek yoktur.
İkinci rivayet; Ümmetimden Mehdi çıkacaktır. Çıktığında Allah-u Teâla yağmur yağdıracak, yer bitkisini çıkaracak, mal bereketini verecek, davarlar çoğalacak, ümmet büyüyecek.[13]
Bu da Müslüman bilginler arasında ittifak edilen noktalardandır.
Geliniz bir sonraki sayfaya bakalım. “Mehdi bendendir. Alnı açık ve burnu narindir, yeryüzünü adaletle dolduracaktır.”[14] “Senin bana olan konumun Hz. Harun’un Hz.Musa’ya olan konumu gibidir” hadisini hatırlayabilirsiniz.
Eserin ilerleyen sayfalarında ise şöyle der: Doğu tarafından siyah sancaklıların çıktığını görüp de bunu işittiğinizde kar üzerinde sürünerek olsa dahi O’na varıp biat ediniz. Zira O Allah’ın halifesidir.[15] Bu rivayetlerin tümü sahih isnad zincirine sahiptir.
Son rivayette de ifade edildiği gibi İmam Mehdi (a.s.) sadece Hz. Resûlullah’ın değil Allah-u Teâla’nın halifesidir. İmam Mehdi’nin azametine bir bakınız! Bilmediğimiz bir aileden çıkan bir kişinin Allah’ın halifesi olabilmesi mümkün müdür? Bazen doğruya ulaşan bazen de yanılan bir âlim olması mümkün mü? Allah’ın Resulü O’nu niçin Allah’ın yeryüzündeki halifesi olarak nitelendirmektedir?
Allah, “Yeryüzünde bir halife kılacağım” diyor.
Eserin ilerleyen sayfalarında bir neticeye vararak şöyle diyor:
Özetle, Mehdi hakkında varid olan hadislere baktıktan ve sened ve metin açısından inceledikten sonra ölümün hak olduğu gibi İmam Mehdi’nin halifeliğinin ahir zamanda gerçekleşeceğinin de hak olduğu sonucuna ulaşıyoruz. Bu sahih ve hasen hadislerden dolayı bu konunun inkârı mümkün değildir… Mehdi’nin şahsiyeti ismi Hz. Peygamber’in ismiyle aynıdır, Ehl-i Beyt-i Nübüvvet’tendir, Fatıma’nın neslindendir, alnı açıktır. Allah-u Teâla emrini bir gecede ıslah edecektir, hilafetinden önce yeryüzü zulümle dolduğu gibi O’nun döneminde de adaletle dolacaktır. Ahir zamanda hakim olacaktır. Siyah sancaklar içinde çıkacaktır. Allah-u Teâla yeryüzüne yağmur yağdıracak, yeryüzü bitkisini bitirecek, davarlar çoğalacak, ümmet çoğalacak, malı dağıtacak, hesapsızca mal verecek, İsa (a.s.) inecek ve O’nun ardında namaz kılacaktır.[16]
- Bu konuyla dalga geçmek vahyi alaya almak demektir.
- Hz. Resûlullah (s.a.a.) ile alay etmek demektir. Buna rağmen bunlar çıkıyorlar ve güya Hz. Resûlullah’ın (s.a.a.) sünnetini savunmaya çalışıyorlar. İşte Resûlullah’ın sünnetlerinden biri de budur! Niçin bununla amel etmiyorsunuz? İhtilaflı konulara da girmek istemiyorum. Sadece ittifak edilen noktalarla yetinmenizi diliyorum. Ümmet neden bu kültürle yetişmiyor, mehdeviyet kültürünü niçin özümsemiyor? Bu boyutu Resûlullah’ın (s.a.a.) kültüründen niçin çıkartıp atıyorsunuz? Hz. Resûlullah’ın (s.a.a.) getirmiş olduğu akidenin özünü niçin terk ediyorsunuz?
- Akidenin bir cüzünün terk edilmesi doğru bir davranış mıdır?
- Şu birkaç durumdan biri geçerlidir. Ya sizler bunu bilmiyorsunuz ki bu kabul edilemez, zira sizler rivayetleri eserlerine alan bu bilginler hakkında “şeyhül-İslam”, “imamü’l-İslam’dır”, “dinin imamlarıdır” diyorsunuz. Bunun sahih olmadığına inandığınızı söyleyemezsiniz, bu rivayetlerin kitaplarınızdaki naklinin mütevatir hatta mütevatir sınırını aşmış olduğunu açıkça dile getiriyorsunuz. Yoksa bu inanca karşı çıkmanızın nedeni bu görüşün Ehl-i Beyt Okulunun görüşüyle tamamen uyum içinde olması mı? Asıl problem budur. Bundan dolayı Müslümanlara açık ve net bir şekilde sunduğumuz bu konuların en faziletli mevzular olduğunu düşünüyorum. Buradan hakikate yönelik bir davette bulunuyorum. Müslümanların inançlarını birbirine yakınlaştırmanın en faziletli yolu ve kanalı Mehdilik meselesinden geçer.
- Seyyid Kemal, Müslümanlar arasındaki birçok kitaba dayanarak bir işarette bulunmaya çalışıyor. Bu mesele önemlidir. Diğer mutedil yorumlar Ehl-i Beyt Okulunun görüşlerine yakındır.
- Size Allame Useymin ve İbn Kesir’den aktarımlarda bulunduk.
Bu bilginlere bağlı olduğunu söyleyenler onlardan yüz çevirmektedirler. Bu meseleden yüz çevirmekte ve reddetmektedirler. Ben bu hakikatin gün gibi aşikâr olduğunu düşünüyorum. Bu hakikati vahdetimizi sağlayabilmek, geleneğimizi ve kültürümüzü yeniden değerlendirebilmek için bir fırsat olarak görmeliyiz kanaatindeyim. Yani bu ve benzeri noktalarda en azından ittifak ettiğimiz konuları tanıyabilmek için herkes yetiştiği kültürün ürünlerini yeni baştan okusun.
İnşallah ilerleyen zamanlarda Mehdi’yi teşhis etmeye ve özelliklerini tanımaya çalışacağız. Bu konu da son derece önem arz etmektedir, her mehdilik iddiasında bulunan kimsenin iddiasının kabul edilmesi mümkün değildir. Tarih boyunca birçok kişi mehdilik iddiasında bulunmuştur. Peygamberlik için de aynı durum söz konusu olup birçok kişi nübüvvet iddiasında bulunmuştur. Hatta günümüzde birçok kişi ilim ehli olmadığı halde âlim olduklarını söylemekte ve televizyon kanallarına çıkmaktadırlar. Bu durum belirli bir sahaya ve noktaya özgü değildir. Hatta belirli bir zamana ve mekâna da özgü değildir. Her ekolde bu tür iddialarda bulunanlar vardır. Öyleyse elimizde hakkı batıldan ayırt edebilmek için mihenk taşları, alametler bulunmalıdır. İnşallah uygun zamanda bunların üzerinde detaylı bir şekilde duracağız.
- Bu programda Müslümanların Mehdilik konusu çerçevesinde ittifak ettiği noktaları ele aldık. Teşekkürlerimizi sunuyoruz Seyyid Kemal Haydari Bey. Programı takip ettiğiniz için sizlere de teşekkürlerimizi sunuyoruz değerli izleyiciler. Es-selamu aleyküm ve rahmetullahi ve berekâtuh.

[1] Müsnedü’l-İmam Ahmed, c. 6, s. 42, 3571 no.lu hadis; Tahkik Allame Şuayb el-Arnavut, Müessesetü’r-Risale.
[2] Muhammed İbn Cafer İbn İdris İbn Muhammed el-Fasi el-Kettani, Nazmü’l-Mütenasir mine’l-hadisi’l-mütevatir, s. 144, Darü’l-Kütübi’l-İlmiyye
[3] Doktor Salih İbn Fevzan İbn Abdullah el-Fevzan, el-İrşad ilâ Sahihi’l-İtikad, s. 221, Darü İbni’l-Cevzi
[4] Age, s.227
[5] İbn Kayyım el-Cevziyye, el-Kelam Ela Meseleti’s-Sema, s. 11, Tahkik Muhammed Şems, 1432, Darü Alemi’l-Fevaid, 1. Basım
[6] Age, agy.
[7] Sahihü Müslim, c. 1, s. 60, Hadis No: 34 Tahkik Müslim İbn Mahmud Osman es-Selefi
[8] Ebü’l-Fida İbn Kesir ed-Dımaşki, en-Nihaye fi’l-Fiten ve’l-Melahim, Talik ve Üstad Ahmed Abdüşşafi, Darü’l-Kütübi’l-İlmiyye
[9] Şeyh Muhammed İbn Salih el-Useymin, Şerhü’l-Akideti’s-Sefariyiniye, s. 450, Medarü’l-Vatan
[10] Müsnedü’l-İmam Ahmed İbn Hanbel, c. 17, s. 209, Hadis No: 11130
[11] Şerhü’l-Akideti’s-Sefariyiniye, agy.
[12] Doktor Abdülalim Abdülazim el-Bistevi, El-Mehdiyyu’l-Muntazar fi Davi’l-Ehadisi ve’l-Asari’s-Sahiha, s. 165
[13] Age, s. 165
[14] Age, s. 166
[15] Age, s. 184
[16] Age, s. 355
Çev: Cevher Caduk-medyaşafak