İbrahimi ve Hüseyni Hac

Yayın tarihi:01/09/1393
Yedi taşla vuracaksın şeytana, her bir taşın bir manası var vururken
“Hatırlayın biz, beyt’i insanların dönüş ve toplanma yeri ve emnu eman yeri kıldık. Siz de İbrahim’in makamında kendinize bir namaz yeri edinin. İbrahim ve İsmail’e: Tavaf edenler, ibadete duranlar, rüku ve secde edenler için Evim’i temiz tutun, diye söz almıştık.”Bakara/125
Yukarıdaki ayet, kalple sıkı ilişki kurarak insanı manevi bir alana çekmek ister. Ayette geçen ‘’mesabeten’’ kelimesi dönmek manasını taşıdığından; insanların yeniden özüne, hakikatine dönmesi için emn-ü-eman merkezi olan Beyt’te  “Kabe’de’’ toplanılmasını ister.  Muvahhit, yılın her gününde beş vakit namazda yüzünü döndüğü tevhidin merkezine olan mesafeyi kısaltarak, İbrahim makamından kalbi bir irtibat kurarak, yeniden tevhide dönüş yapar. Bu eylemiyle insan, kalple beyti birbirine kenetler ve ilahi tecelliyatın manevi zevkini kalbinde hisseder; Makamı İbrahim’de namaza durarak hem cismen, hem de ruhen onun zevkini yaşar. Bu manevi alanda insan, emn-ü-eman içinde Beytin etrafını dönerek, kendini Beyt’te fena etmek ister.
Çünkü Haccın felsefesi; arınma, temizlenme ve kendini Mîna’da kurban olmaya hazırlamaktır. Zira kurbiyyet, temizlik ve paklık isteyen bir makamdır. Mina, koç kurban etmek için tayin edilmiş bir mekan değildir; belki sevdiğini kurban etmen senden istenilmektedir. Bu da dış ve iç temizlik ister, girmen için Allah’ın beytine;  çünkü sen ey Hacı! mukaddes bir vadide Rabbine doğru yürümektesin, kirli elbisen ve kirli bir kalple yürüyemezsin bu mukaddes vadide. Temizlenip arınman gerekiyor Mikat yerinde.
Öldürmelisin nefsini, çıkarmalısın sana güzellik veren mağrur elbiseni, yalın ayak baş açık iki bezin arasında duracaksın mukaddes vadide. İyice bakacaksın kalbine, zira biraz sonra konuk olacaksın Allah’ın Beytine. Allah’ın misafirlerini ağırlamaktadır, put kıran İbrahim kendi makamında. Sakın putçu bir kalple yaklaşma İbrahim’in makamına, sonra utanırsın, çünkü Resuli ekrem durmuş ceddi İbrahim’le İsmail’in yanında. Tavaf etmeden önce iyilerle kötüler ayrılıyor beytin kenarında, iyice tevbe etmeyip dokunmamışsan hala kalbindeki putlara, girme hakkına sahip değilsin İbrahim’le İsmail’in tavaf edenler, ibadete duranlar, rüku ve secde edenler için temizlemiş oldukları Allah’ın evine.
Nedir acaba mani olan girmek için Allah’ın Beytine? Şimdi dinle seni yaratan Rabbin kelamına:
De ki: Eğer babalarınız, oğullarınız, eşleriniz, hısım akrabanız, kazandığınız mallarınız, zarara uğramasından korktuğunuz ticaretiniz, hoşlandığınız evleriniz size Allah’tan, Resulünden ve Allah yolunda cihat etmekten daha sevimli ise, artık Allah emrini getirinceye kadar bekleyin, Allah fasıklar topluluğunu hidayete erdirmez.’’ Tevbe/24
Ayeti celile davet etmekte seni, muhasebe etmek için nefsini, zira lebbeyk diyeceksin girmek için ihrama, lebbeyk demeyi kolay sanma, söz vermektesin Allah’a, önce vazgeçmelisin ayette geçmekte olan sevgilerden; çünkü bazen bunlar putlaşır insan hayatında, putçu olarak giremezsin Mescidül Haram’a, için dışın temiz olsun, kalben ( lebbeyk) de, teslim ol mevlaya ta kabul edilesin İbrahim’in açmış olduğu manevi sofraya. Yoksa boşa dönersin, sadece yorgunluk kalır sana. İhramı bağlarken (lebbeyk) diyeceksin girmek için ihrama; bu bir anlaşmadır bir daha günah yapmamak için söz vermektir Allah’a. Öyle ise batıl beşeri düzenlerden tamamen arındırmalısın kendini, zira onun pis kokusu sarar senin bedenini, girme yasağı konur sana, artık alamazsın beytteki manevi tadı. Dolaşırsın beytin etrafında sadece olursun hacı efendi;
İhramı bağlarken Mikat yerinde, şu soruyu sormalısın kendine: Ben kimim? Ben malik miyim yoksa memluk? Nereye gidiyorum? Ne kalır bana geriden?  Malın mülkün olmayacak, yakınların olmayacak, başı açık ve bir başına kabrin kenarında varacak ömür yolculuğun. Allah’a söz vereceksin ihrama girerken Mikat yerinde, bir daha günah işlememek için gireceksin ihrama. Halis bir niyetle, temiz bir kalple yola düşeceksin. Beyt’i tavaf etmek için gideceksin Mekke’ye. Varınca Mekke şehrine sakın acele etme Beyte gitmeye, önce istirahat et sonra tavaf etmek için gusul abdestini al, kendine iyi bir çeki düzen ver ve kalbini güzel hazırla ve babu-selamdan  Mescidül harama gir. İlk gördüğünde Beytullah’ı içinden gelen duayı yap, sonra Hacer-ül-esvedin olduğu köşeye doğru yürü. Tam karşısına geldiğinde Bismillahi Allahuekber de ve selamla, başlangıç olarak tavaf için belirlenmiş çizgi üzerinde dur, sol omuzun Beyte paralel al ve kalbinle Beytle irtibat kur. İhtiyacın olan ve içinden gelen dualarla mevla’ya yalvar. İyice kalbinle kendini Beytullah’a bağla, kendini dünyadan arındır ta ilahi nurun ekseninde tavaf etmiş olasın. Sakın gaflet içinde girme tavafa, dikkat et ilahi tecelliyatın merkezinde durmaktasın, kendini iyice arındır, temizle ve irtibat kur seni yaratan Rabbinle, kapısını edeple çalmayı bil saygılı bir şekilde titrek bir sesle mücrim bir kulum de ve rahmet kapısını sana açmasını iste. Tüm bunların kabul görmesi için ilahi bir emir var;
Andolsun ki biz, Allaha kulluk edin ve Tağuttan sakının diye (emretmeleri için) her ümmete bir peygamber gönderdik.’’ Nahl/36
Şimdi duracaksın İbrahim makamında, oy vermişsen başta kalması için beşeri olan laik düzene veya yönetenlerdensen o şirk kokan düzeni, şimdi nasıl kılacaksın İbrahim makamında namazı!? Kimse yüzüne bakmaz senin çünkü kirletmişsin o mukaddes makamı, oturup ağlamalısın kirlettiğin için mukaddes mekanı, söz vermelisin terk etmek için tağutu, belki izin verirler sana beyti tavaf etmeyi, yoksa dolaşır durursun boşa çıkar emeğin.
Şimdi Arafattasın aziz hacı, biliyor musun burda kim bekliyor seni!. Muhammed Mehdi’dir açmış manevi sofrayı, ağırlamak istiyor Muhammed’in (s.a.a) ümmetini, Sakın! gaflette olma iyice kontrol et kendini, zira görmektesin tüm peygamberlerin ayak bastığı yeri; iyice dikkat et, belki görebilirsin Muhammed’in izini (s.a.a).
 Ey Hacı!. Güneş batmadan önce kabul ettirmelisin duanı, yoksa eli boş terk etmiş olursun Arafatı. Sakın! eli boş çıkma Arafattan dışarı, duanın kabulü için, terk etmelisin ne mutlu Türküm demeyi, sonra kırmızı bir hat çizmelisin ve hedef almalısın yıkmak için beşeri düzen olan laik düzeni, sonra ayağın altına almalısın azgın nefsini.
Artık vakit bitti Arafat’ta, bilmem hangi hal üzerinde terk edersin Arafat’ı. Biraz sonra ineceksin Meşarul harama, bir şansın daha var burada, dikkatle bak kalbine, temizle arındır ve iman nuruyla irtibat kur Rabbinle. Yalvar!  iyice yalvar çünkü af dileme mekanıdır Müzdelife. Fakat söz vereceksin Rabbine bir daha hizmet etmeyeceksin beşeri düzen olan laik düzene.
Güneş atıncaya kadar beklemelisin Müzdelife’de, taş toplayacaksın, şeytanı vurmak için Mina’da; güneş atınca gireceksin Mina’ya, hedef yedi taşla vuracaksın büyük şeytana; biliyor musun büyük şeytan kimdir asrımızda? Haberin olsun Amerika’dır büyük şeytan. Yedi taşla vuracaksın şeytana, her bir taşın bir manası var vururken: Birinci taşla vuracaksın azgın nefsine, İkinci taşla vuracaksın başındaki laik düzeni koruyanlara, Üçüncü taşla vuracaksın milliyetçi düşünce ve ırkçılığın beynine, Dördüncü taşla vuracaksın kibri ve kendini beğenmeyi, Beşinci taşla vuracaksın fitnenin kaynağı olan İsraile, Altıncı taşla vuracaksın zahiri islam ve batını nifak dolu yöneticilerin başına, Yedinci taşla vuracaksın kıskanç ve hesud olanların anlına. Bu görevi tamamladıktan sonra döneceksin kurban için Mina’daki mezbahaneye. Önce nefsini yatırmalısın kurban için kesmeye, ta ermiş olasın kurbandaki kurbiyetin sırrına,  ta gönderilebilsin bir koç kurban sana. Hatırlamalısın! İbrahim İsmail’i yatırmıştı kurban için mevlasına; anne Hacer seyr ediyordu mevlası ve Rabbisi için kesilecek olan kurban oğluna;  ne güzel bir teslimiyet var ve üstün bir sadakat, üçü birden yarışırlar rıza noktasında:
Babasıyla beraber yürüyüp gezeceği çağa erişince: Yavrucuğum! Rüyada seni  kurban ettiğimi( boğazladığımı) görüyorum;  düşün, ne dersin? Dedi. O da cevaben: Babacığım! Emrolunduğunu yerine getir, inşallah beni sabredenlerden bulursun, dedi.’’ Saffat/102
İmanlar aşka dönüşmüş er meydanından teslimiyetin ve aşkın tadını yaşatmak ve tattırmak istiyor iman iddiasında bulunmakta olan insanlara, bir yanda anne muhabbetiyle baş ucunda durmuş mevlasının emri yerine gelmesi için beklemekte olan anne, diğer tarafta emr olunduğunu yerine getirmek için tüm hazırlığını yapmış baba, ikisi arasında diz çökmüş huzur içinde mevlasının emrine teslim olmuş bir evlat. Her üçü ayrı ayrı sınıflardan oluşmuş birer mektep; ders vermek isterler Mina’da kurban kesmek için beklemekte olan hac yolcularına. Otur! iyice düşün,  keseceğin kurbanı ve kendini !..
Bir daha hatırla sen Kerbela’da ki Minayı, peygamber evladı Hüseyin bini Aliyi.İslam dini için kurban veriyor evlatlarını; yarıda bırakmıştı haccı, çünkü tehlikeye düşmüştü Allah’ın dini, yapmalıydı emri-bil-maruf nehyi-minel-münker görevini, çünkü silecektiler şehadetten Muhammed’in ismini (s.a.a). Hedef dini kalbinden vurmaktı, çünkü Muhammed’in (s.a.a) sinesinde var olan Kur’andı; hedef Kur’an’ın manasıydı. Ancak Emevi, islam’ın ismiyle saltanatı koruyacaktı, saray düzenlerini koruyacaktı. Bu menfur cinayet karşısında kıyam etme farz olmuştu asrın imamına. İslam dini imam Hüseyn’in sinesinden yansımakta idi beşeriyyete. Bunun için dinin boynunu istemiştir Yezit bini Muaviye. Acı bir gerçek sürüyor tarihten günümüze. Fedakarlığın, isarın, sadakatin, sabrın dersi verilmekte bu günün insanına. Vefakarlığın, kardeşliğin ve cesaretin dersi verilmekte bugünün insanına. Birbir sinelerine saplanan oklarla şehid düşüyor peygamber evlatları Kerbela’nın çölünde. Artık son bir dem yaşanıyor melekler durmuş mateme. İbrahim’in İsmail’i değil Muhammed’in (s.a.a) Hüseyni din uğruna kurban oldu Kerbela’da. Hacc’ın felsefesi gizlenmişti şu kelimelerde: Aşk, Fedekarlık, İsar, Sadakat, Şehadet ve Teslimiyet. Tüm bunlar bir hedef yani Allah’ın dinini korumak içindi. Hacc’ın manası dini korumaktır.
Tevhidin davası kıyamın merkezi olan Beytte ki nurun manasını anladın mı ey hacı?! Şayet anlamadın ise dön imam Hüseynin zatında tecelli etmiş ilahi aşka, onun zatından oku! Çünkü ondaki aşkı, kitapların sayfasında bulamazsın, ancak onunla tanışman gerekir, çünkü aşkın tarifi yoktur. O yanar amma dumanı yoktur. Aşk bir hakikattir yalanı olmaz, yalancı aşkın devamı olmaz. Öyleyse aşk ateşini Hüseyni mektepten alacağın ilhamla yakacaksın, ta Haccın manasına ve Beytteki nura vuslat edebilesin.
Artık tüm bu merasimlerden sonra çok rahatlıkla döneceksin Medine’ye; ama imam Hüseyin yürümüştü zulmün, küfrün ve adaletsizliğin üstüne. Sen duracaksın babuselamda duygusal gözyaşlarınla. İmam Hüseyin kurbanlar veriyor Allah’ın dini için Kerbela’da, ve Sen mersiyeler, ilahiler ve kasideler okuyorsun Bak-i mezarlığında, İmam Hüseyin ise “Helmin nasırin yensuruni’’ yani “Allah’ın dinini korumak için bana yardım eden kimse yok mu?’’ diye sesleniyor bu zamanımızda da. Yoksa duymadın mı? Eğer duydun ise nasıl duruyorsun peygamberin huzurunda veya Bak-i mezarlığındaki imamların huzurunda?! Çünkü sen laik bir düzene razı olmuşsun ve yardım ederek geldin Hacc’a. Şimdi ise duruyorsun babu selamda ‘’Esselamu aleykum ya Resulallah’’ diyeceksin ve selam vereceksin peygambere, şayet peygamber senden sorarsa: Benim emanet ettiğim Kur’an ve Ehl-i Beytim hakim mi yoksa mahkum mu? cevabın ne olur?
Hüseynin mektebinde aşk dersi almış, canlarıyla, mallarııyla ve evlatlarıyla Allah’ın dinini hakim kılarak ve kendilerini isbatlayanlarda var Babu-selamda, davet edilenlerle edilmeyen turistlerde duruyor bu kapıda, peygamberin konukları bir bir alınır manevi divana, diğerleri seyirci kalır kapı ile duvar arasında, neden alınmazlar içeri diyecek olursan, laikliğin pis kokusu var üzerlerinde, bunu çıkarıp atarlarsa bir kenara kabul edilecekler o manevi divana.
Divanın başında siracen munira olan Muhammed Mustafa’ya (s.a.a) konuklar birbir selam veriyor nebiyi-ekreme; meclis oldukca pur mana, Ali’yel Murtaza ve onbir imamda orda, asrımızın şühedasıda huzurda bulunmakta. Başkomutan başlarında ve tekmil veriyor bu manevi alanda, istifade etmek gerekiyor bu manevi alandan eğer vara bilirsen bu esrarı hakka, haccını tamamlamış olursun.
Şefaat dileyeceksin sen o yüce makamdan, önce bakacaksın girme izni verilmiş mi sana?  Ben ümmetinim diyeceksin ya Resulallah, bakarlar defterine ve görürler kimden yana olduğunu. Günahkar isen şafaat eder Mustafa; amma laik düzene hizmetin varsa, izin çıkmaz girmek için o makama. Müminlerin yoluna tabi ol demişti sana, sen ise laik düzenin bekçilerine alkış tutarak hizmet edip duruyordun.
Şimdi dinle, arındır kendini şirk kokan düzenlerden ve sonra dile peygamberden şefâati ve selameti. Allah’ın lütfuyla Muhammed Mustafa (s.a.a)’ya layık olacaksın.
Muhammed Avcı / Taha Haber